Evcil dostların davranış sorunları ve çözümleri.............../ www.psikovet.com /............................................ Dr.Gürbüz ERTÜRK (Veteriner Hekim-Köpek Eğitim Uzmanı-Eğitici Eğitimeni)
29 Ağustos 2016 Pazartesi
EVCİL DOSTLARIMIZDA OKUL STRESİ
Dr.Gürbüz ERTÜRK
www.psikovet.com
Kediler ve köpekler rutin yaşayan canlılardır.Aynı saatte kalkıp , aynı saatte yemekten,aynı saatte oynamaktan sonderece mutlu olurlar. Bu minik dostlarımız haftanın bütün günlerini ve hangi gün erken yada geç kalkıldığını da bilirler.Her olay ve durumun ipuçlarını gözlemleyerek ne zaman ne olacağını bilip ona göre tavır oluştururlar.Doğal olarak okulların açılacağı zamanı ,evdeki çocukların okul için erken kalkmalarını ,onları okula götürecek servis araçlarını ve konu ile ilgili hazırlıkları bilirler.
Okul hazırlıkları köpeklerin çoğunu etkiler ve volta atma,mızıldanma,tuvalet alışkanlığında bozulma gibi anksiyete belirtilerin görülmesine neden olur. Kediler de benzer şekilde etkilenir.Miyavlama, huzursuzluk, tuvalet kutusunu kullanmama gibi durumlar görülür.
Evcil dostla ilişkiye başlarken herzaman şunu öneririrm.Mevcut sosyal hayatınızı köpek veya kedi edindiniz diye değiştirmeyin.Ancak onlara yaşantınız içerisinde hiç değiştirmeyeceğiniz bir yer açın ve böyle devam edin.rutini bozmamaya özen gösterin. Okullar açıldı,tatil başladı diye ilşkiyi değiştiriseniz sorunlar başlıyor.
Yukarıda sıraladığım anksiyete belirtilerine ek olarak kusma ve ishaller de görülebilir.Bütün bu belirtilerin arkasında anksiyete dışında başkabir sağlık problemi de yatıyor olabilir.Onun için veteriner hekiminize danışın.
Evcil dostlarınızın rutinlerini bozmamaya özen gösterin.Küçük yaşlardan itibaren yanlız kalmalarına yardım edin ve öğretin.Çevrelerini zengin tutun.Onlara herzaman sürprizler hazırlayın.Uzun süre meşgul olabilecekleri oyuncaklar verin.Evde bırakmadan önce iyibir egzersiz yaptırın.Yemek saatlerini evde olabileceğiniz saatlere ayarlayın.(yemekten yaklaşık 2 saat sonra enerji tavan yapar) Evde yanlız bırakma yerine olanak varsa işe götürün.Kreşlere verin. Herşeye karşın sorun yaşamaya devam ediyorsanız ;profesyonel destek alın.
8 Mayıs 2016 Pazar
PARAZİTLERİN KEDİ ve KÖPEKLERDE NEDEN OLDUĞU DAVRANIŞSAL DEĞİŞİKLİKLER
Dr.Gürbüz ERTÜRK
www.activeveterinergrup.com
Hepimizin bildiği gibi
hastalıklar,hasta hayvanlarda birtakım davranış değişiklikleri oluşturur..Bu
yazıda ,paraziter invazyon ve enfestasyonların kedi ve köpeklerde oluşturduğu
davranış değişikliklerini ele alacağız.
Parazitler, soyucu-sömürücü
etkilerine ek olarak hayvanların davranışlarının da değişmesine neden
olabilirler.”İnsanlarda parazitlerin organizmaların davranışlarını değiştirici
etkisi olduğuna ilişkin çalışmalar var. Majör depresyon, parazit, virüs ve
bakterilerin neden olduğu bir tür bulaşıcı hastalık olabilir.. Bir defa aktif
hale gelince de beyindeki nörotransmitterleri değiştiren ve nesilden nesile
geçebilen bir şekle dönüşebilir” diyor Nörolog Çanlı.Yine insanlarda Dikkat
Eksikliği ve hiperaktiviteye de yol açabiliyor parazitler. Hayvanlarda
parazitler anksiyeteye neden olurlar.Bu
durumun uzun sürmesi hayvanların yaşam sürelerini ve kalitesini olumsuz
etkiler.Refah düzeyleri düşer.Oluşan kronik stresin etkileri gelecek kuşaklara
da aktarılır.Parazitlerin oluşturduğu davranış değişikliklerini bazı sistemlere
göre ele alırsak;
Nörolojik :
Nörolojik değişikliklerin ilk
belirtileri ruh halinin değişmesi şeklindedir.Merkezi sinir sistemini etkileyen
her durum,davranışı da etkiler.Sorun inrakranial (toksoplazma) olabileceği gibi
ekstrakranial de (parazit toksinleri) olabilir.
Beyinde etkilenen bölgeye göre
farklı yanıtlar oluşur. Önbeyin etkilenirse; öğrenilmiş davranışlar unutulur.
Limbik sistem veya hipotalamus etkilendiğinde ise duyusal ve motor fonksiyonlar
bozulur.
Nörolojik etkilenimde depresyonla
karşılaşabiliriz. Çeşitli düzeyde nöbetler, hava yutma ve kompulsif bozukluklar
da karşılaşılabilecek diğer davranış bozukluklarıdır. İnsanlarda varlığı
bilinen nörojenik ağrı ,hayvanlarda tespit edilememiş olmasına karşın ağrının
davranış değişikliklerinden sorumlu olduğu düşünülmektedir.
Nörojenik ağrı dışındaki
ağrıların davranış değişikliği oluşturduğunu biliyoruz. Fiziksel muayene ile bu
ağrının varlığını saptamak çoğunlukla mümkün olmaz.Ancak bazı davranış
değişikliklerinde ağrının varlığını düşünmeliyiz.Bunlar; agresyon, ajitasyon,
duruş bozukluğu, kafa sallama, inleme, kaşınma şeklinde sayılabilir. Bunların
hemen hepsini kulak uyuzu veya diğer paraziter hastalıkların neden olduğu
lezyonların sonucu olarak da görmekteyiz.
Dermatolojik:
Paraziter hastalıklar söz konusu
olunca deri önemli bir alandır. Pireler, keneler, uyuz etkenleri, sivri
sinekler ve tatarcıklar deride lezyonlar oluşturur. Bunların sonucu olarak;
kaşınma, kendini ısırma, takıntılı yalanma, kuyruk veya bacakları çiğneme, anksiyete
ve ağrı ortaya çıkar. Özellikle anksiyete ve ağrı agresyon sorununu oluşturur.
Hastalık tedavi edildikten sonra
bazı hayvanlarda , yukarıda sıraladığımız davranışlardan bir kısmı öğrenilmiş
davranış olarak devam edebilir. Parazitlerin oluşturduğu kaşıntı , kedi – köpek
için sahibinin dikkatini çekme şeklinde algılanır ise tedavi edildikten sonra
da dikkat çekme amaçlı devam edebilir.
Gastrointestinal :
Bağırsak parazitleri (tenya,
kancalı kurt, askarit, koksidia, giardia, toksoplasma)yeme alışkanlıklarını ve
dışkılama düzenini değiştirir. Kusma ve abdominal ağrı oluşturur. İrritabl
Bağırsak Hastalığına neden olurlar. Bunun sonucunda ishaller oluşur.
Tuvalet alışkanlığı edindirilmiş
köpekler, kum kutusunu düzenli kullanan kediler başka yerlere tuvaletlerini
yapmaya başlarlar.Böylece bu hayvanlarla ilgili eliminasyon problemleri gündeme
gelir.
Yalanma,hava yutma,dudak
şapırdatma karşımıza çıkan başka bir
davranış sorunudur. Hava yutma veya hava yakalama davranışı önceleri epilepsi ile
ilişkilendirilirdi.Ancak yapılan bir çalışmada bunun gastrit ve sindirim sitemi hastalıklarında
ortaya çıktığı kanıtlandı.
Parazit invazyonunun şiddetine
bağlı olarak pica ve koprofaji görülür. Yavrular sözkonusu olunca pica olayları çevreyi tanıma ve oyun gibi
algılanabilir. Bu nedenle sağaltım gecikebilir ve ölümle sonlanan durumlar
oluşabilir.
Özetle; bütün medikal
problemlerde olduğu gibi paraziter hastalıklar da kedi ve köpeklerde davranış
değişikliklerine neden olur. Hayvan sahiplerinin bize getirdiği hertürlü
davranış probleminde öncelikle sorunun arka planında bir sağlık probleminin
olup olmadığını araştırmalıyız. Probleme göre sağaltım uygulamalıyız.
Örneğin kulak uyuzu bulunan bir
kedi veya köpek kulağını ( sahibine göre boynunu) kaşır, kafasını sallayabilir,
yan tutabilir .O bölgeye dokunulduğunda hatta bölgeye doğru uzanıldığında
agresyon gösterebilir. Bu durumda sadece uyuzu sağaltmak yeterli olmaz. Bu
hastada dokunmaya karşı gösterilen reaksiyonun da giderilmesi gerekir. Bu yüzden hastalıklara hem medikel hem de
davranışsal tedavi uygulamalıyız.
12 Nisan 2016 Salı
KÖPEKLERDE TUVALET ALIŞKANLIĞI EDİNDİRME
Dr.Gürbüz ERTÜRK
www.psikovet.com
www.psikovet.com
Köpek – insan ilişkisinde en
önemli eğitimlerden birinin tuvalet eğitimi olduğuna inanıyorum.Meslek yaşamım
buyunca çok sayıda köpeğin, tuvalet alışkanlığı olmaması nedeniyle sahip değiştirdiğine
üzülerek tanık oldum.Oysaki köpekler,doğaları gereği temiz hayvanlardır.Köpek
yavruları 8-9 haftalık olduklarında belli bölgelere tuvaletlerini yapma
eğilimindedirler.İçgüdüleri gereği yattıkları,yemek yedikleri ve oynadıkları alanlar
dışındaki bölgeleri tercih ederler.(Uzun süre daracık kafeslerde tutulmuş
yavrular hariç.) Yavrunun bu doğal özellikleri tuvalet eğitiminde bizim işimizi
kolaylaştırır.
Köpekler yemek yedikten,su
içtikten sonra ,uykudan kalkınca ,oyun oynayınca, heyecanlanınca eliminasyon
ihtiyacı duyarlar.Bu ihtiyaçlarını zemine dayalı ve nokta işaretleme tarzında
yaparlar.Yani ihtiyaçlarını karşılamak için uygun yere gider ve orada o noktayı
bulmak için yeri koklayarak dairesel hareketler yapmaya başlarlar.(Bu hareketi
dünyanın doğu –batı veya kuzey-güney aksına ayarlamak için yaptıklarını da
biliyoruz şimdilerde.) İşte bu davranışı gördüğümüzde yavru köpek yanlış bir
noktada ise onu korkutmadan ,kızmadan “ yok yok
orası değil “diyerek doğru yere taşımalı (taşırken ters çevirerek
götürülürse eylem durur) ve doğru yerde yapınca derhal ödüllendirmeliyiz.Unutmayınız
ki bütün eğitimler gibi bu da sabır ve zamana dayalı bir süreçtir.Karşımızdaki
canlı her şeyi ile bizden farklı ,ama aynı sosyal hayatı paylaşıyoruz.Ne
istediğimizi algılaması için sabretmeliyiz ve ona zaman
tanımalıyız.İstediğimizi anladığında onu ödüllendirmeli ve sürecin tamamlanması
için bunu sıksık tekrarlamalıyız.
Tuvalet eğitiminde birçok yöntem
olmasına karşın en yaygın kullanılan ve en başarılı olan yöntem;”sınırlandırılmış
alan” yöntemidir.Yani bir kafes veya taşıma kutusu kullanmaktır.
Köpeğin içinde rahatça
yatabileceği,ayakta durabileceği ve dönebileceği büyüklükteki bir kafes
kullanılmalıdır.Köpek bu kafese alıştırıldıktan sonra Bütün ev halkının mutlak
uyacağı bir proğram yapılır.Ayrıca bu işe başlanmadan önce köpek iç parazitlere
karşı ilaçlanmalı ve iyi kaliteli bir mama ile beslenmelidir.
*Sabah erkenden köpek uyanır
uyanmaz tuvalet ihtiyacının karşılanacağı yere götürülür.Bu ,ev içerisinde
gazete,pet,çeşitli aparatlar olabileceği gibi ev dışında bir yer de olabilir.Buraya
götürüldüğünde onunla hiç ilgilenmeden ,oynamadan durulmalı ve tuvaletini
yapması beklenmelidir.Tuvaletini yapınca hemen ödüllendirilmelidir. Geçen ayki
yazımızdan anımsanacağı üzere ödül,önceden hazır edilmiş çok lezzetli ve küçük
bir parça yiyecek olabilir.Bu ödül eylemin bitiminden sonra 1-3 saniye
içerisinde verilmelidir.Eliminasyon işlemi 10 dakika içerisinde yapılmadı ise
yavru tekrar kafese götürülmeli ve 15 dakika sonra tuvalet bölgesine yeniden
taşınmalıdır.
*Doğru yerde tuvaletini yaptı ise
oynanabilir ve devamında yemek yiyip su içmesi sağlanır.Bu işlemden sonraki 20
dakika içerisinde tekrar tuvalet ihtiyacının oluşacağı unutulmamalıdır.Dinlenme
anı ve kontrol edemeyeceğimiz durumlarda köpeği kafesinde tutmalıyız.Burada
genel kabulgören süre;köpeğimiz kaç aylık ise +1 saat daha kafeste
kalabileceğidir.Örneğin 3 aylık bir köpek enfazla 4 saat kafeste kalmalıdır.Gün
içerisinde 8-10 kez tuvalet ihtiyacının karşılanacağı alana gidilmelidir.Gece
olduğunda köpek uyuyacağı için bu süre daha uzun olacaktır. Özetlersek ,tuvalet
eğitiminde;
A-Tuvalet eğitimi bitinceye
kadar:
*Köpekler düzenli aralıklarla
beslenmeli.
*Yemeği ve suyu 20 dakikadan
fazla önünde tutulmamalı.
*Öğünler arasında yiyecek içecek
verilmemeli
B-Aşağıdaki durumlarda tuvalet
ihtiyacı karşılanmalı.
*Sabah uyanır uyanmaz
*Her yemek ve su içiminden sonra
*Her uykudan uyandığında
*Heyecan-coşku uyandıran
durumlardan ve oyunlardan sonra
*Gece yatmadan hemen önce
C-Doğru yerde yapılınca
ödüllendirilmeli,yanlış yerde yapılırsa yapılırken görüldüğünde
kızılmadan,korkutulmadan doğru yere taşınmalıdır.Üzerinden 3 saniyeden fazla
süre geçmiş kazalar için;hiç konuşmadan köpek bölgeden uzaklaştırılmalı ve
orası iyice temizlenmelidir.Bölgeye oyuncak ve mama serpiştirilebilir.Bu ,o
noktadaki bir sonraki kazayı önlemede yardım edecektir.
Tuvalet eğitimi, saf veya kırma ırklar için farklı
değildir.Sadece küçük ırklarda genellikle zor olabilmektedir.Bunun sebepleri
de: küçük ırkların sidik keseleri küçüktür,yaşadıkları ev onların gözünde çok
büyük bir alan gibi gelebilir,soğuk ve ıslak dış ortamlara daha duyarlı
olabilirler,en önemlisi küçük köpek sahipleri başlangıçta evdeki kazaları çiş
ve/veya kaka miktarının az oluşu sebebiyle önemsemez ve köpek kötü olana
alışır.
29 Mart 2016 Salı
HAYVANLARIN YAŞLI ve ÇOCUK SAĞLIĞINA ETKİLERİ
Evcil dostlarımız hepimizin beden
ve ruhsağlığına olumlu etki ederler. Özellikle köpekler davranış ve
duygularımızı yansıtırlar. Konuştuğumuz her şeyi anlarlar,beden dilimizden ruh
halimizi algılarlar.Herzaman gözümüzün içine bakarak insan arkadaşlarının
durumunu anlamaya çalışıp ona göre davranış sergilerler. Bilimsel çalışmalar
kanıtlamıştır ki;
*Evcil hayvan sahipleri ,evcil
hayvan sahibi olmayanlara oranla depresyondan daha az yakınırlar
*Evcil hayvan sahiplerinin
trigliserid ve kolesterol seviyeleri daha düşüktür.daha az kalp hastalığı riski
taşırlar.
*Kalp krizi geçiren bireylerden
yaşamında evcil hayvan olanlar daha uzun yaşarlar.
*Evcil hayvan besleyenlerin kan basınçları
daha düşük stresten uzaktırlar.Bu örnekleri artırmak olası.Ancak bu yazıda
evcil hayvanların yaşlı ve çocukların sağlığı üzerine etkileri konusuna
değineceğim.Çünkü bu iki dönem insan yaşamının en hassas olduğu yılları kapsar.
Günümüzde uzayan yaşam süreleri
nedeniyle 65 yaş ve üzeri kişiler yaşlı olarak kabul edilmektedir.Bu yaştaki
kişiler ;emekli olmuş,olasılıkla çocukları evden ve/veya aynı kentten
uzaklaşmış ,belki de eşini kaybetmiş kişilerdir. Bu insanların yaşamlarını bir
hayvanla paylaşmaları ;morallerini yüksek tutar ve yaşama daha olumlu
bakmalarına yardım eder.
Arkadaşlarının çoğunu kaybetmiş
olan bu yaş grubu insanlar köpekleri ile parka ve sokağa çıkarlarsa yeni
arkadaşlıklar kurarlar.Bu yürüyüşler sırasında yaptığı egzersizler sayesinde
bağışıklık sistemleri güçlü kalır.Araştırmalar göstermiştir ki;bu yaş grubunda
bir hayvanla yaşayanlar, yaşamında hayvana yer vermeyenlere oranla %30 daha az
doktor ihtiyacı duyarlar.
California Üniversitesi’nde
yapılan bir araştırma ;evde kedi-köpek besleyen Alzheimer hastalarının daha az
anksiyete ve stres belirtisi gösterdiği kanıtlanmıştır.Köpekler bu hastalarda
agresif davranışları da azaltmıştır.
Prosky ve Hendrix isimli
araştırmacılar evcil hayvan sahibi olanların ,olmayanlara göre ;empati,kendine
güven ,bağımsız karar verebilme becerilerinin daha yüksek olduğu
saptanmıştır.Hayvanı besleyen,yıkayan,yürüyüşe çıkaran yaşlının kendi özbakım
gereksinimlerini de bu şekilde anımsadığı görülmüştür.Hayvanlar insanların
motor becerilerinin sağlıklı kalmasına ve gelişmesine de katkı sunarlar.
Hayvanını yürüyüşe çıkaran yaşlı, kendisi de egzersiz yaptığı için kalp ve
damar hastalıklarından ,konstipasyondan korunmuş olur.Kan basınçları
düzenlidir.Hayvanlar eğlence kaynağı olduklarından yaşlıları eğlendirir,
anksiyetelerini azaltır,sözel ve gözle iletişim kurmalarını ve duygularını ifade
edebilmelerini kolaylaştırır.
Özellikle huzurevlerindeki
yaşlılar için evcil hayvanların desteği sağlanmalıdır.İlk kez 1919 yılında
Florance Nigthingale psikiyatri hastaları ile teröpatik ilişki kurmak için ordu
köpeklerini başarıyla kullanmıştır.Evcil hayvanla terapinin yaşlı
bakımevlerinden başlanarak ,hastaneler dahil birçok alanda kullanılması
çağımızda bir gerçeklik ve gerekliktir.
Hayvanların Çocuk Sağlığına Etkileri
Hayvanlar çocukaların sağlığına
da çok olumlu katkılar sunmaktalar.Öncelikle hayvanlarla ilişki kuran çocuklar
, daha sosyal olurlar.Hayvanlarla büyüyen çocuklarda alerji ,astım gibi
hastalıklara daha az rastlanır. Hayvanlar, çocukları büyükler gibi
yargılamaz,emir vermez ve onlara güven duygusu verirler. Özellikle ailenin evde
olmadığı durumlarda çocuklarda ayrılık kaygısı gelişebilir ki hayvanın varlığı
bunu engeller. Araştırmalar hiperaktif ve agresif çocukların hayvanlarla
sakinleştiğini daha uyumlu olduklarının göstermiştir.
Otistik veya başka öğrenme
güçlüğü çeken çocuklar, hayvanlarla rahat ilişki kurarlar ve bunu daha sonra
insan ilişkilerine uyarlarlar.
Bir çocuğun hayvanı
sıkmadan,canını yakmadan dokunması,sarılması onun ince motor gelişimine katkı
sunar.Hayvanın günlük gereksinimlerini karşılamak sorumluluk duygusunu
geliştirir.Çocuktaki zihinsel ve sosyal becerileri arttırır.En önemlisi özgüven
ve empati yeteneği kazandırır.
Çocuk ruh sağlığının gelişiminde
evcil dostların etkisi oldukça çoktur. Çocukların hayvanlara olan ilgisi
desteklenmeli ve onlardan korkutulmamalıdır. Çocukların hayvanlara yönelik
olumlu tepkileri desteklenmelidir.
NoT: Bu yazım Petinfo Dergi Mart 2016 sayısında yayınlandı.
.
9 Mart 2016 Çarşamba
Evcil Dostlar
Son yıllarda evcil hayvanların
evlerde beslenmesi oldukça yaygınlaştı. Büyük kentlerde evlerin çoğunda bir
veya daha fazla evcil hayvan var. Evcil hayvanlar ; köyde , sokakta ,
barınakta… Aslında onlar hayatın ta içinde. Düşünüyorlar , duygulanıyorlar ,
psikolojik sorunlar yaşıyorlar . Bizse doğanın hakim canlısı olarak onları
nasıl tanıyoruz ? Onları anlıyor muyuz?
Mesela ; köpekler niçin ulurlar ,
hiç düşündünüz mü? Uluma ; bir ağıttır , yalvarmadır. Nerdesin gel artık
haykırışıdır.Sesimi duy artık bağırtısıdır.Sevdiğinden ( bağlı bulunduğu
ailesinden ) ayrı kalmış köpeğin sıla özlemidir.Köpeğin her çıkardığı ses uluma
değildir elbette.İletişimde kullandığı başka sesler de vardır. Sıradan
zannettiğimiz havlamalar mesela.
Bölgesini korumakla görevli bir
köpek , oraya insan yada başka bir hayvanın girmesine engel olmak , uyarmak
için havlar. Yaklaşan bir tehlikeyi haber vermek için alarm niteliğinde havlar.
Canı sıkılınca ilgi çekmek için havlar. Bu durum ; genelde bahçede olan köpeğin
önünden bir insan veya başka bir hayvanın geçişi sırasında olur. Köpeğin beden
dili saldırganlık ipuçları taşımaz. Yani
“ hey ben buradayım , selamlıyorum seni “ der.
Köpekler bazen da sosyal ilişki
gereği havlarlar. Civarda havlayan bir arkadaşına eşlik ederler. Yalnızlık
kaygısı taşıdıklarında da havlarlar.
Evlerde ençok beslediğimiz ikinci
canlı kedilere gelince ; köpeğe göre en önemli artıları gürltüsüz oluşlarıdır
diyebiliriz.Köpekler havlar , kediler miyavlar . Ancak kediler , kendi
aralarındaki iletişimde sesden ziyade beden dilini daha çok kullanırlar. Uzak
yada yakın mesafede birbirleri ile iletişimde miyavlamazlar. Kulak , kuyruk ,
bıyık gibi organlarını kullanarak oluşturdukları vücut hareketleri ile iletişim
kurarlar. Mart kedileri hariç . O ay gelince sevgililerine serenat için sesler
çıkarırlar .
Kediler , miyavlayarak iletişim
kurmayı insanla kurdukları ilişkide daha çok kullanırlar . Çünkü bilirler ki
insanlar onların miyavlamalarına daha çok ilgi gösterirler. Hatta her durumda
ayrı bir ses tonu kullanarak ( duygulu , acı çeken , acıkmış , coşkulu ) adeta
bizlerle konuşurlar . Ben, bir veteriner hekim olarak bir çok kedi sahibinden “
benim kedim bana anne diyor “ dediklerini duymuş ve bu duruma tanık olmuşumdur
.
Köpekler dünyayı bizler gibi mi
deneyimler ?
Ünlü köpek davranış uzmanı Sezar
Millan diyor ki; “ İnsanlar önce görür , sonra duyar , daha sonra koku alırlar
. Köpekler ise durumu algılarken koklar , duyar , son olarak da görürler .”
Kediler ve köpekler avcı hayvanlardır . Doğada hiç kimse hazır mamalarla servis
yapmıyor onlara . Kendi mamalarını kendileri avlayarak yemek zorundalar .
Avlanırken avın renginin önemi var mı sizce ? Ne renk olsa yerler tabiki. Oysaki
avın kokusunu almak , sesini duymak
renginden çok daha önde gelir . Köpeklerde , kedilerde insanlar kadar net görüş
keskinliğine sahip değillerdir. Yaklaşık + 3 derece miyopturlar . Çok yakın ve
çok uzaktaki cisimleri göremezler . Ancak hareketteki farklılığı algılarlar .
Böyle olunca bizler onları
yıllarca siyah beyaz görüyor zannettik . Oysaki köpekler dünyayı , sarı veya mavi – yeşilin tonlarında
görürler .
Peki ya kediler gerçekten dokuz
canlı mıdır ?
Hayır , elbette onlar da bizler
gibi tek yaşama sahiptirler . Yükseklere tırmanırlar , zıplarlar , atlarlar ,
düşerler ve çoğunlukla hayatta kalırlar . Bizler de bu nedenle dokuz canlı
olduklarını düşünürüz . Aslında
yüksekten düşen kediler ; “ paraşütçü kediler” dir. Yani düşüş anında bir
paraşüt gibi yavaşça süzülür ve dört ayak üzerine düşüşü ayarlarlar . Ancak
günümüzde binalar çok yüksek ve etrafları beton zeminlerle kaplı . Bu nedenle
en şanslı “paraşütçü kediler” 3 ve 4 .
kattan düşen kedilerdir .
Kediler , köpekler , kuşlar ,
insanlar , tüm canlılar birbirlerinden farklı özellikler taşırlar . Doğada
üstünlüğü elinde tutan bizler , doğaya duyduğumuz özlemle farklı özelliklerdeki
hayvanları kendi yaşam alanlarımıza
sokarken onların türe özgü özelliklerini de yaşamalarına olanak tanımalıyız .
Özgürlük ve refahlarına saygı duymalıyız . Gerektiğinde bir köpeğin ulumasını ,
Mart kedisinin miyavlamasını anlayışla karşılamalıyız .
8 Mart 2016 Salı
7 Mart 2016 Pazartesi
STRES
Dr.Gürbüz ERTÜRK
www.psikovet.com
www.psikovet.com
Stres;günlük yaşamın normal bir
parçası olup ,organizmanın rahatsız olduğu koşullara verdiği yanıttır.Bir tür
adapte olma durumudur.Uzun süreli ve yoğun stres etkisi zararlıdır. Kentleşme;
küçük yaşam alanları ve kalabalık popülasyonlar sonucunu doğurmuştur.Bunun yanı
sıra uzun çalışma saatleri evcil dostlarımıza ayırdığımız zamanı
sınırlandırmıştır.Yani stres faktörlerini artırmıştır.Örneğin ; köpekler
serbest doğada hayatta kalabilmek için ailece mücadele ederler ,gençlere , yavrulara sosyalleşme ve
hiyerarşiyi öğretir ,sürekli meşgul olarak yaşam sürerler. Ancak bizimle
yaşayanlar, bütün gün bizi bekler ,akşam olunca da televizyon veya bilgisayar
karşısındaki bizi izlerler.
Böylesine kötü yaşam koşulları
,uygun olmayan eğitim yöntemleri,tahmin ve kontrol edilemeyen olaylar stresi
tetiklerler.Bunlara ek olarak çeşitli gürültüler , hareketsizlik,biryerden
başkabiryere nakiller,erken sütten kesme,yavruların erken ayrılması ,evde veya
kafeste sınırlandırılmış yaşam,klinik ziyaretleri de stresi tetikleyen
faktörler arasında sayılabilir.
Stresin organizmada oluşturduğu
yanıt; sempato adreno medullar eksen ve
hipotalamik pituiter adrenel eksen aracılığı ile oluşur.
Stres anında en önce “kaç ya da savaş” yanıtı oluşur.Bu
durumu sempato adreno medullar (SAM) eksen oluşturur. Sempatik sinir sisteminin
aktive olması ile Katekolaminler (adrenalin-noradrenalin) salgılanır. Kalp daha
hızlı atar, solunum hızlanır, periferal damarlar daralır, kanbasıncı artar,
midriyasis oluşur. Bu tam bir alarm durumudur. Kan glukoz ve serbest
yağasitleri konsantrasyonu artmıştır.
Stres faktörlerinin etkisinde
uzun süre kalındığında (kronik stres) hipotalamik pituiter adrenal (HPA) eksen
adrenal korteksten glukokortikoidlerin salınmasına neden olur.
Glukokortikoidler ;protein, glukoz, yağ asitleri metabolizması ve bağışıklık
sistemi üzerine etki ederler, böylece katabolizmayı artırılar.Büyüme, tiroid
fonksiyonları ve üreme üzerine etki ederler.Kuşkusuz bu etkiler olumsuz yönde
olmaktadır.
Stres; davranışsal, fizyolojik ve immunolojik değişiklikler oluşturur.
Davranışsal değişiklikler;
*Havlama *Silkelenme * Titreme *Esneme *Burnunu yalama*Sık nefes alma *
Saklanma *Kaşınma *Anormal tüy dökümü *Tuvalet alışkanlıklarında bozulma * Eşya parçalama *Fazla uyuma * Kendini izole
etme *İştahta azalma *İnsan ve/veya
diğer hayvanlara saldırma
Fizyolojik olarak ;
*Kardiyovasküler * Renal *
Endokrin * Gastrointestinal *Kan parametrelerinde değişiklik
İmmunolojik olarak da bağışıklık
sisteminin baskılanması sayılabilir.
Bütüm bu davranışsal , fizyolojik
ve immunolojik etkilenimler ; hayvan refahını olumsuz etkileyen
faktörlerdir.Hatta sadece refahı etkilemekle kalmayıp , sosyal ilişkileri de
olumsuz etkilerler.
Stres, agresyona kadar varabilen
bir seri davranışı tetikler. Kendal Shepherd 2004 yılında köpeklerin stresten
etkilenimlerini agresyon merdiveni adı ile şematize etmiştir.
Öncelikle davranış sorunları ile ilgilenen veteriner hekime danışın.Evcil dostlarımızı stresten
korumak ve oluşmuş stresi gidermek için elbette yapabileceklerimiz vardır
.Bunları şöyle özetleyebiliriz
*Doğalarına uygun yaşam alanları
yaratmalı,çevreleri zenginleştirmeli, oyun ve egzersiz ihtiyaçları mutlaka
karşılanmalı.
*Korktuklarında, yalnız kalmak
istediklerinde veya dinlenmek için güvenle gidebilecekleri alanlar
yaratmalıyız.
*İyi kaliteli mamalarla
beslemeliyiz.Beslenme; sağlık ve iyi durumda olmanın temelidir.Bu amaçla
dengeli ve sindirilebilirliği yüksek mamalar vermeliyiz.
*Yalnız kaldıklarında veya
dinlenme anlarında özel aranje edilmiş sakinleştirici müzikler
dinletebiliriz.Hatta bu müzikler yaşam alanlarında sürekli çalabilir.
*Evcil dostlarımız bizim
duygularımızla beslenir, duygularımızı yansıtırlar.Bu nedenle bizler de
olabildiğince sakin ve teleşsız olmalıyız.
*Sakinleşmeyi ve gevşemeyi
ağlayan “T Touch” masajı yapılabilir. (Uzman yardımı ile)
*Köpeklerde DAP(Dog Appeasing
Pheromone) kedilerde Feliway kullanılabilir.
*Çeşitli anksiyolitik ilaçlardan
destek alınabilir.(Veteriner hekim reçetesi ile)
*Sebebi belli durumlara karşı
desensitizasyon uygulanabilir.(Uzman yardımı ile)
*Gürültülere (gök gürültüsü
örneğin) karşı özel giysiler giydirilebilir
***************************************************************************
NoT:Bu yazım petinfo dergi Şubat 2016 sayısında yayınlandı
NoT:Bu yazım petinfo dergi Şubat 2016 sayısında yayınlandı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












